|
İlçe olmayı çoktan hakeden kasaba Aktepe
Bir insanın kendisini tanıtması kadar memleketini tanıtması da sanırım en zor işlerin başında gelir. Yayın koordinatörümüz değerli ağabeyim Vasi Köse bey bir sohbetimizde 'Kırıkhan ve Hassa çevresini tanıtmak bu memleketin çocuğu olarak sizlerin en önemli görevidir' demişti. Bu sözden cesaret alarak müteaddit defa kalemimi elime aldım. Duyduklarımı, gördüklerimi ve düşündüklerimi karalamaya çalıştım. Elli yıla yakın bir hayat serüveninde yaşananları gönül dünyamda misafir ettim. Kuruluş tarihi çok yeni olan ancak hızlı gelişim ve değişim temposuna ayak uydurarak 'ilçe' olma statüsünü çoktan hak eden Aktepe'yi tanıtmak için sözü kalemime bıraktım. Kuruluş tarihi olan 1930 yılından 1980’li yılların sonuna kadar kimliğinde ve tabelasında 'Güvenç' ismini taşıdı Aktepe. İdari fonksiyonundan dolayı da kısaca 'Nahiye' dendi. Ancak halk sürekli Aktepe ismini tercih etti. Verilen uğraşılar sonucunda da gerçek ismine kavuştu.
|
|
Erzin yaylalarında kelebek gözlem
İlkbaharı müjdeleyen canlılar arasında yer alan kelebekler, son yıllarda pek çok insanın dikkatini daha fazla çekmektedir. Kelebek gözlemciliği pek çok ülkede olduğu gibi, son 10-15 yılda günden güne artan, yaygınlaşan ve popularitesi yükselen bir hobi haline gelmiştir. Ülkemizin tür çeşitliliği açısından son derece zengin oluşu, bu güzel kanatlı canlıların şehir içlerinde, park ve bahçelerde bile bulunabilmesi etkenler arasında yer almaktadır. Kelebek gözlem ve fotoğrafı için gerekli olan minimum ekipmanın günümüz koşullarında kolayca temin edilebilmesi bir diğer faktördür. Kelebek gözleminin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için iki temel malzeme gerekir. Küçük bir dürbün ve kompakt dijital fotoğraf makinesi, kelebek gözlemciliği aktivitelerine başlangıç için yeterli olacaktır. Arazi tecrübesinin artmasıyla birlikte ekipmanı yenilemek, daha üst modellere geçiş ihtiyacı kendiliğinden ortaya çıkar.
|
|
Antakya'da yaşanmış büyük bir aşkın hikayesi Antiochos ile Stratonike
Rönesans'ın beşiği olarak nitelendirilen Florans, mimarî ve sanatsal özellikleriyle sanatseverler için olağanüstü çekici bir kenttir. Tarihî yapılarıyla, dört bir tarafında yükselen mermer heykelleriyle ve meydanlarını dantel gibi süsleyen çeşmeleriyle, Florans adeta bir açık hava müzesidir. Bu mimarî güzelliklerin çatısı altında da bin bir sanat eseri sergileyen müze barınmaktadır. Hepsi gezmeye, dikkatle incelenmeye değer ama, meraklı bir Antakyalı için ziyareti kaçınılmaz bir mekân var ise, o, Arno nehrinin kuzeyinde tarihî Oltrano semtinde bulunan Pitti Sarayı'dır. Sarayın Venere salonunda Antakya'da yaşanmış bir aşkın hikayesini sahneleyen bir fresko bulunmaktadır. Florans'ın en varlıklı tüccarlarından biri olan Lucas Pitti, adını bugüne kadar taşıyan sarayı 1457 yılında inşa ettirir. 1550 yılında, Florans'ın güçlü ve etkin bir ailesi olan Medici'ler sarayı satın alır; yeni yapılar ekleyerek genişletir ve iç dekorasyonu için o yılların en becerikli ustalarına başvurur. Pietro da Cortona bunlardan biri idi.
|
|
Türkiye’de en yüksek vergi ödeyen 48. kişi ve Hatay vergi rekortmeni Recep Atakaş
Recep Atakaş ile yapacağım röportaja saatler kala; heyecanımın katsayısı giderek yükselmişti. Kendisini zaten çok iyi tanıyor, başarılarını, ülke ekonomisine ve istihdama olan katkılarını ve eğitim gönüllüsü olduğunu biliyor, onu yakından takip ediyordum. Ofisini de çok merak ediyordum doğrusu. Kişiliğini yansıtan bir ofisi mi vardı, yoksa tamamen iç mimarın zevkine mi bırakılmıştı? Asansör hızla ofis katına ulaştığında, bizi asistanı Gülçin Hanım karşıladı. Recep Bey'in de bizi karşılamak üzere ayakta olduğunu görünce şaşırmadım. Tüm servetine rağmen, son derece mütevazı, her zaman olduğu gibi sade ama şık ve yine çok kibardı. Ofise girdikten sonra ilk gözüme çarpan; en sevdiğim ressamlardan biri olan Fikret Otyam'ın tablosu oldu. İlk soruyu ayakta sordum. Fikret Otyam'ın dışında acaba o da benim gibi Nuri İyem hayranı mıydı? Cevap “evet” olunca, ortak beğenilerimizin de olması nedeniyle son derece mutlu oldum.
|
|
Ziyaretler diyarı Mızraklı
Ey Vasi; bugün tepelikler arasında yer alan çalışkan bir halkın oturduğu Mızraklı beldesine gideceğiz ve burasını sana anlatmaya çalışacağım. Beldeyi gezip biraz yukarılara tırmandığında en çok dikkatini çekecek şey beyaz badanalı, küçük kubbeli yapıların çokluğu olacak. Bu beldenin neredeyse her tepesinde bir ziyaret bulunur. Bizim yörenin insanlarında bu ziyaretlerin çok büyük önemi vardır. Ziyaretler yatır, türbe veya boş bir alan da olabilir. Önemli olan ruhanî olarak orada mucizevî bir gücün varlığını kabul etmek, meleklerin ve O'nun adıyla Allaha yakarmaktır. Ziyaretlerin her birinin farklı adı ve işlevi bulunduğuna inanılır ve genellikle zamanında bu yörede yaşamış kerametli insanların, evliyaların adına vakfedilmiştir. Alevi inancında ruhun ölmezliğine ve kendisine mucizevî güç verilen ilâhî varlıkların her zaman çocukların ve iyi insanların imdadına yetişmek üzere hazır olduklarına inanılır. Örneğin, Hızır nasıl ki denizcilerin ve yardıma muhtaçların imdadına yetiştiğine inanılıyorsa, bunların adı farklı olsa da işlevleri benzerlik gösterir. Mızraklı’da en meşhur ziyaret Kozma-Dimyan ziyaretidir. Daha sonra anlatacağım gibi bu ziyaret şifa arayanların uğrak merkezi olup, Hıristiyanlar için de kutsal bir mekândır. Hıristiyanlar her sene Mart ayında “Rahip bayramı” adı altında bir dini yortuyu bu ziyarette kutlarlar. Ayrıntısını daha sonra anlatmak üzere şimdi sana Mızraklı beldesi hakkında kısa bazı bilgiler vermek istiyorum.
|